Mobil TV denince çoğumuzun aklına 3G ile birlikte cep telefonlarından televizyon izlemek geliyor.
Aslında bu tüm dünyada aynı durumdaydı. Herkes 3G ile birlikte Mobil TV servislerinin patlama yapacağını, bu işten operatörlerin büyük paralar kazanacağını düşünüyordu.
Ancak şu anda özellikle Avrupa’da birçok 3G servisi var ve Mobil TV hala emekleme aşamasında, bu servislerden para kazanan operatör ise yok gibi. Peki aslında Mobil TV yayını hangi teknolojiler ile izleyiciye ulaşabilmektedir.
Öncelikle tabiki 3G ile birlikte daha elle tutulur hale gelen GPRS hızları üzerinden yapılan yayınlar. Burada yayın altyapısı tamamen operatörlerin data için kullandığı IP ağı. Yayınlar genellikle Unicast yani kişiye özel. Burada en büyük problem aynı anda izleme sayısının mevcut kapasite ile sınırlı olması. Aynı zamanda paylaşımlı bir ağ üzerinden yayın yapıldığı için izleyen sayısı arttıkça yayın kalitesinde düşüşler, hatta kesilmeler olabilmekte. 3G üzerinden yayını aslında İnternet TV ile aynı düşünebiliriz. Tabi dezavantajları yanında piyasadaki birçok telefon ile uyumlu olması, ekstra verici yatırımı gerektirmemesi gibi avantajları da mevcuttur.
Diğer en önemli yayın teknolojisi ise DVB-H. DVB-H üzerinden yapılan yayınlar uydu yayınları gibi yapılmakta, yani şu anda izlediğimiz yayın teknolojilerine çok benzemektedir. Yayın kalitesi daha yüksektir, yayınları izleyen sayısının artması herhangi bir sorun yaratmamaktadır ve TV yayınları operatör altyapısını kullanmadığı için mevcut trafiklerden etkilenmemektedir. Buraya kadar herşey güzel ancak malesef herşey toz pembe değil. Öncelikle bu yayınları alabilecek cihazlar daha yaygın değil, standartlar arasında da tam olarak bir uyumluluk sağlanamamış durumda, ayrıca mevcut vericilerin yanına bir de DVB-H vericilieri yatırımının yapılması gerekiyor. Bu yatırım maliyeti bir ülke için ortalama 500 Milyon Avro ile 750 Milyon Avro arasında bir rakama ulaşmaktadır. GSM operatörleri bu kadar büyük bir yatırıma girmeye çok istekli değiller. Özellikle 3G yatırımlarını yeni bitirmişken ve LTE gibi yeni bir teknolojiye de bütçe ayırmaları gerekirken.
Bu sorunları çözmüş ve yaygın olarak Mobil TV kullanılan ülkeler de var tabiki. Örneğin Güney Kore üç yıldır T-DMB üzerinden yayın yapıyor. Mobil TV burada çok yaygın bir kullanım alanına sahip. Örneğin; tüm taksilerde müşteriler T-DMB entegre mini ekranlar üzerinden seyahatleri sırasında TV kanallarını seyrediyorlar, Seul metrosunda artık herkes kitap okumak yerine yerin altında seyahat ederken kesintisiz bir şekilde TV kanallarına ulaşabiliyorlar, kafelerde masalara monte edilen ekranlar ve kulaklıklar sayesinde işe gitmeden önce insanlar sabah haberleri göz atarak kahvelerini yudumluyorlar. T-DMB teknolojisi aslında mantık olarak DVB-H teknolojisine benzemektedir. Ancak Avrupa Birliği kendine Mobil TV standartı olarak DVB-H’i seçerken Kore ve Japonya gibi ülkeler T-DMB standardını benimsemiştir. ABD ise her zaman olduğu gibi kendi teknolojisini yaratmış ve MediaFLO üzerinden Mobil TV yayınlamaya karar vermiştir.
7 Nisan 2009 Salı
Mobil TV’nin geleceği – 1
Birkaç hafta sürecek bu yazı dizisinde özellikle 3G’nin de birkaç ay içerisinde başlayacak olması ile gündeme gelecek olan Mobil TV’nin durumunu incelemeyi düşünüyorum.
Mobil TV yaklaşık 6-7 yıldır tüm dünyada kendisine bir çıkış arayışı içerisinde. Hem mobil operatörler, hem telefon üreticileri, hem de yayın ekipmanları sağlayanlar uzun yıllardır araştırma geliştirme faaliyetleri ve test yayınları ile uğraşıp duruyorlar. Aslında hıza alışmış bizler için 6 sene uzun gibi gözükse de bu tip bir teknolojinin oluşması için yeterli bir zaman değil. Sonuç olarak Mobil TV daha emekleme aşamasını yeni tamamlamıştır.
Operatör açısından Mobil TV servislerinin hala cazip bir hale gelmemesinin en önemli sebeplerinden biri yatırım maliyetlerinin dönüşünün yavaş ve zor olması. Mobil operatörler yaptıkları yatırımların geri dönüşü olmasını doğal olarak beklerler ve aylık 10 TL’lik bir abonelik geliri düşünüldüğünde abonelerinin en az yüzde 10’nun bu tip servisleri kullanıyor olması işi kârlı hale getirecektir. Ancak dünyada genel olarak Mobil TV kullanım oranları %2 civarında kalmaktadır.
Reklamcılar için de çok cazip bir hale gelmemiştir çünkü Mobil TV kullanıcıları genelde 5 – 15 dakika arasında bir izleme süresine sahiptirler. Reklamcılar açısından bakınca hem çok dar bir kitleye ulaşıyorlar, hem de 5 – 10 dakika izleyen bir müşteriye reklam göstermeye çalışıyorlar.
Mobil TV deyince aslında iki farklı kurgu karşımıza çıkıyor: birincisi 3G üzerinden yapılan yayın, diğeri ise DVB-H benzeri TV vericilerinden yapılan yayın. Bir sonraki yazımda daha detaylı anlatacağım bu hizmetlerin de yatırım maliyetleri çok yüksek.
İşin içerik tarafında da zorluklar aşılmaya çalışılıyor. Mobile özel içeriklerin hazırlanması, mevcut kanal yayınlarının mobil telefonlara göre optimize edilmesi gerekiyor ancak kanallar bu konuda yatırım yapmak için aceleci davranmıyorlar. Önce piyasanın oluşmasını bekliyorlar.
Son kullanıcı tarafında da durum farklı değil. Cep telefonu, insanlar için artık bir prestij ürünü ve kimliklerini bu cihazlarla ifade ediyorlar. Peki Mobil TV izlemek için farklı bir telefon almaya ikna edilebilirler mi?
Bu yazı dizisinde Mobil TV yayın yöntemleri, gelir getirecek modeller, içerik dünyasındaki durumlar, başarılı servisler ve Türkiye’deki durum konularını işleyeceğiz.
Mobil TV yaklaşık 6-7 yıldır tüm dünyada kendisine bir çıkış arayışı içerisinde. Hem mobil operatörler, hem telefon üreticileri, hem de yayın ekipmanları sağlayanlar uzun yıllardır araştırma geliştirme faaliyetleri ve test yayınları ile uğraşıp duruyorlar. Aslında hıza alışmış bizler için 6 sene uzun gibi gözükse de bu tip bir teknolojinin oluşması için yeterli bir zaman değil. Sonuç olarak Mobil TV daha emekleme aşamasını yeni tamamlamıştır.
Operatör açısından Mobil TV servislerinin hala cazip bir hale gelmemesinin en önemli sebeplerinden biri yatırım maliyetlerinin dönüşünün yavaş ve zor olması. Mobil operatörler yaptıkları yatırımların geri dönüşü olmasını doğal olarak beklerler ve aylık 10 TL’lik bir abonelik geliri düşünüldüğünde abonelerinin en az yüzde 10’nun bu tip servisleri kullanıyor olması işi kârlı hale getirecektir. Ancak dünyada genel olarak Mobil TV kullanım oranları %2 civarında kalmaktadır.
Reklamcılar için de çok cazip bir hale gelmemiştir çünkü Mobil TV kullanıcıları genelde 5 – 15 dakika arasında bir izleme süresine sahiptirler. Reklamcılar açısından bakınca hem çok dar bir kitleye ulaşıyorlar, hem de 5 – 10 dakika izleyen bir müşteriye reklam göstermeye çalışıyorlar.
Mobil TV deyince aslında iki farklı kurgu karşımıza çıkıyor: birincisi 3G üzerinden yapılan yayın, diğeri ise DVB-H benzeri TV vericilerinden yapılan yayın. Bir sonraki yazımda daha detaylı anlatacağım bu hizmetlerin de yatırım maliyetleri çok yüksek.
İşin içerik tarafında da zorluklar aşılmaya çalışılıyor. Mobile özel içeriklerin hazırlanması, mevcut kanal yayınlarının mobil telefonlara göre optimize edilmesi gerekiyor ancak kanallar bu konuda yatırım yapmak için aceleci davranmıyorlar. Önce piyasanın oluşmasını bekliyorlar.
Son kullanıcı tarafında da durum farklı değil. Cep telefonu, insanlar için artık bir prestij ürünü ve kimliklerini bu cihazlarla ifade ediyorlar. Peki Mobil TV izlemek için farklı bir telefon almaya ikna edilebilirler mi?
Bu yazı dizisinde Mobil TV yayın yöntemleri, gelir getirecek modeller, içerik dünyasındaki durumlar, başarılı servisler ve Türkiye’deki durum konularını işleyeceğiz.
2 Mart 2009 Pazartesi
Barselona cephesinde yeni birşey yok
Yazıya başlık düşünürken aklıma Erich Maria Remarque’ın Garp Cephesinde Yeni Bir şey Yok adlı kitabı aklıma geldi. Belki içerik olarak benzemiyorlar ama geçen hafta sektörün odaklandığı Barselona’daki “Mobile World Congress” de gerçekten yeni birşey yoktu.
16 – 19 Şubat tarihlerinde her sene olduğu gibi yine Barselona’da Mobil dünyanın en önemli konferanslarından biri gerçekleştirildi. Burası her sene yeni ürünlerin ve servislerin duyurulduğu bir yer olduğu için tabiki bu sene de beklentimiz çok fazlaydı. Gerçi krizin etkilerinin olacağı belliydi ve katılımcı sayısındaki düşüş daha ilk günden kendini gösterdi. Bir önceki sene ilk gün kayıt kuyruklarının uzunluğunu hatırlarken bu sene bomboş kayıt bankoları ile karşılaştık. Sanırım katılımcı sayısının da geçen seneye göre yarı yarıya düşük olması zaten herşeyi anlatıyor.
Bu sene Nokia, Samsung gibi firmalar yeni telefon modellerini tanıtırlarken aslında yeni anlayışlarını da ifade ediyorlardı. Telefon üreticileri artık telefonlarını anlatmaktan çok verdikleri ek müzik, video gibi servisleri ön plana çıkarıyorlar. Operatörler tarafında da aynı strateji izleniyor ve çoklu ortam ürünleri tanıtılıyordu.
Konferansın en önemli etkinliği MOFILM mobil kısa film festivali oldu. Festivali 100’den fazla ülkeden başvuran 250 kısa film arasından “İngilizce ikinci dil” filmi kazandı.
Yine konferansın yıldızları Uzakdoğulu firmalar oldu. Özellikle Huawei ve ZTE kalabalık standlarla oldukça dikkat çekiciydi. Önümüzdeki hafta detaylı olarak inceleyeceğimiz Mobil TV ürünleri de birçok firma tarafından tanıtılan servislerin başında geliyordu.
Açıkçası geçen seneki konferansda stand açan firmalar çok fazla bir değişiklik yapmamış hatta geçen sene kurdukları standların birebir aynısını kurup, yine aynı ürünleri, aynı kişilere tanıttırıyorlardı. Anlayacağınız Barselona cephesinde bu sene yeni birşey yok.
Barselona’dan aklımda kalan sadece lezzetli Paella’ları ve şarapları oldu.
16 – 19 Şubat tarihlerinde her sene olduğu gibi yine Barselona’da Mobil dünyanın en önemli konferanslarından biri gerçekleştirildi. Burası her sene yeni ürünlerin ve servislerin duyurulduğu bir yer olduğu için tabiki bu sene de beklentimiz çok fazlaydı. Gerçi krizin etkilerinin olacağı belliydi ve katılımcı sayısındaki düşüş daha ilk günden kendini gösterdi. Bir önceki sene ilk gün kayıt kuyruklarının uzunluğunu hatırlarken bu sene bomboş kayıt bankoları ile karşılaştık. Sanırım katılımcı sayısının da geçen seneye göre yarı yarıya düşük olması zaten herşeyi anlatıyor.
Bu sene Nokia, Samsung gibi firmalar yeni telefon modellerini tanıtırlarken aslında yeni anlayışlarını da ifade ediyorlardı. Telefon üreticileri artık telefonlarını anlatmaktan çok verdikleri ek müzik, video gibi servisleri ön plana çıkarıyorlar. Operatörler tarafında da aynı strateji izleniyor ve çoklu ortam ürünleri tanıtılıyordu.
Konferansın en önemli etkinliği MOFILM mobil kısa film festivali oldu. Festivali 100’den fazla ülkeden başvuran 250 kısa film arasından “İngilizce ikinci dil” filmi kazandı.
Yine konferansın yıldızları Uzakdoğulu firmalar oldu. Özellikle Huawei ve ZTE kalabalık standlarla oldukça dikkat çekiciydi. Önümüzdeki hafta detaylı olarak inceleyeceğimiz Mobil TV ürünleri de birçok firma tarafından tanıtılan servislerin başında geliyordu.
Açıkçası geçen seneki konferansda stand açan firmalar çok fazla bir değişiklik yapmamış hatta geçen sene kurdukları standların birebir aynısını kurup, yine aynı ürünleri, aynı kişilere tanıttırıyorlardı. Anlayacağınız Barselona cephesinde bu sene yeni birşey yok.
Barselona’dan aklımda kalan sadece lezzetli Paella’ları ve şarapları oldu.
9 Şubat 2009 Pazartesi
Müzik sektörü nereye gidiyor?
Aslında 2000 yılından beri müzik sektörü büyük bir değişim içerisinde.
Özellikle MP3 kavramının ortaya çıkması, MP3 çalarların özellikle Apple’ın iPod’undan sonra yaygınlaşması sektörün önde gelenlerinin silkelenmesine sebep oldu.
Her zaman olduğu gibi pazar önce yasal olmayan platformlarda gelişti ve yaygınlaştı. Tabi burada CD satışlarındaki düşüşü gören yapımcılar ve sanatçılar çok geç olmadan önlemlerini almaya ve yasal olarak çevirimiçi mecraya giriş yapmaya başladılar.
Özellikle iTunes’un bu sektöre katkısı yadsınamaz. Yine Nokia’nın birçok ülkede açtığı Nokia Music Store’lar da ciddi anlamda yeni bir pazar yaratmaya başladı.
Gelelim Türkiye’ye. 2008 yılı ülkemizde müzik sektörü için gerçekten bir devrim oldu. TürkTelekom ve Avea’nın pazara sürdüğü iki önemli servis ile pazarda ciddi bir hareketlenme yaşandı. Uzun yıllardır Powerclub’ın oluşturmaya çalıştığı bu sektöre çok önemli iki oyuncu daha girmiş oldu.
Türk Telekom’un TTNET Müzik servisi’nin ardından Avea’nın Müzik İndir servisi sayesinde kullanıcılar yasal yollardan ücretsiz içeriğe ulaşmaya başladılar. Son hamleyi de Nokia geçtiğimiz Cumartesi gerçekleştirdiği lansman ile yaptı. Yeni ürünleri 5800 XpressMusic alanlara 6 ay boyunca www.dokundinlepaylas.com üzerinden ücretsiz içerik hediye ediyorlar.
Aslında tüm bunları alt alta toplayınca geleceğin nasıl şekilleneceğini yavaş yavaş görmeye başlıyoruz. Müzik sektörü teknolojinin görmezden gelinemeyeceğini artık farketti ve nasıl uyum sağlayacağını da yavaş yavaş öğreniyor. Sırasıyla plaklar yerlerini kasetlere ve CD’lere bıraktı, artık yavaş yavaş CD’ler de yerini çevirimiçi mecralara bırakmaya başladı. Dinleyiciler sadece dinlemek istedikleri çarkıları satın almak ve dinlemeyecekleri tüm şarkıları içeren bir CD’ye para vermek istemiyorlar. Bu nedenle iki önemli gelişmeye hazır olmalıyız.
1. Artık 15 – 16 şarkıdan oluşan albümlere çok fazla rastlamayacağız.
2. İçeriğe son kullanıcıların değil, sponsorların para verdiği modellere daha fazla rastlayacağız. İnşallah film sektörü de doğruları çabuk görür ve şimdiden teknolojiye uyum sağlar.
Özellikle MP3 kavramının ortaya çıkması, MP3 çalarların özellikle Apple’ın iPod’undan sonra yaygınlaşması sektörün önde gelenlerinin silkelenmesine sebep oldu.
Her zaman olduğu gibi pazar önce yasal olmayan platformlarda gelişti ve yaygınlaştı. Tabi burada CD satışlarındaki düşüşü gören yapımcılar ve sanatçılar çok geç olmadan önlemlerini almaya ve yasal olarak çevirimiçi mecraya giriş yapmaya başladılar.
Özellikle iTunes’un bu sektöre katkısı yadsınamaz. Yine Nokia’nın birçok ülkede açtığı Nokia Music Store’lar da ciddi anlamda yeni bir pazar yaratmaya başladı.
Gelelim Türkiye’ye. 2008 yılı ülkemizde müzik sektörü için gerçekten bir devrim oldu. TürkTelekom ve Avea’nın pazara sürdüğü iki önemli servis ile pazarda ciddi bir hareketlenme yaşandı. Uzun yıllardır Powerclub’ın oluşturmaya çalıştığı bu sektöre çok önemli iki oyuncu daha girmiş oldu.
Türk Telekom’un TTNET Müzik servisi’nin ardından Avea’nın Müzik İndir servisi sayesinde kullanıcılar yasal yollardan ücretsiz içeriğe ulaşmaya başladılar. Son hamleyi de Nokia geçtiğimiz Cumartesi gerçekleştirdiği lansman ile yaptı. Yeni ürünleri 5800 XpressMusic alanlara 6 ay boyunca www.dokundinlepaylas.com üzerinden ücretsiz içerik hediye ediyorlar.
Aslında tüm bunları alt alta toplayınca geleceğin nasıl şekilleneceğini yavaş yavaş görmeye başlıyoruz. Müzik sektörü teknolojinin görmezden gelinemeyeceğini artık farketti ve nasıl uyum sağlayacağını da yavaş yavaş öğreniyor. Sırasıyla plaklar yerlerini kasetlere ve CD’lere bıraktı, artık yavaş yavaş CD’ler de yerini çevirimiçi mecralara bırakmaya başladı. Dinleyiciler sadece dinlemek istedikleri çarkıları satın almak ve dinlemeyecekleri tüm şarkıları içeren bir CD’ye para vermek istemiyorlar. Bu nedenle iki önemli gelişmeye hazır olmalıyız.
1. Artık 15 – 16 şarkıdan oluşan albümlere çok fazla rastlamayacağız.
2. İçeriğe son kullanıcıların değil, sponsorların para verdiği modellere daha fazla rastlayacağız. İnşallah film sektörü de doğruları çabuk görür ve şimdiden teknolojiye uyum sağlar.
IPTV neden yavaş gelişiyor?
2000’li yılların başından beri herkes IPTV’den konuşuyor, IPTV’nin getirdiği fırsatlardan bahsediyor.
Ama 2009 yılına girdiğimizde dönüp bakınca aslında IPTV’nin ne beklendiği kadar hızla yaygınlaştığını görüyoruz, ne de bahsedilen uygulamaların kullanıldığını. 2008 sonunda yayınlanan Point Topic Şirketinin araştırmasına göre tüm dünyada 2008 yılı sonunda IPTV abone sayısı 15 Milyon’a ulaşmış. Tüm dünyadaki hane sayısını ve televizyon yaygınlığını düşününce bu kadar abone sayısı çok düşük kalıyor. Zaten 7 Milyon abone 2007 yılından sonra kazanılmış.
Aslında işin doğal gelişimi. Beklentilerin realize olması tabiki uzun yıllar alıyor ancak gelişmenin yavaş olmasının en önemli nedenlerinden biri de IPTV’nin sahiplerinin yani Telekom Operatörlerinin daha önce hiç tecrübelerinin olmadığı bir sektöre, yani Medya sektörüne giriyor olmalarıydı.
IPTV altyapısını oluşturmak başlı başına bir maliyet. Telekom Operatörleri bu sektöre girerken öncelikle IPTV servisi vermek için altyapı kurmanın yeterli olduğunu düşünüyorlardı. Teknik yatırımlar bitince abonelerin koşa koşa IPTV alması en büyük beklentileriydi. Ancak iş servis vermeye gelince Medya dünyasının sert ve virajlı yollarına girdiklerini farkettiler. Yepyeni bir dünya.
İnsanlar abone olmak için mevcut televizyonlarında ne görüyorlarsa en azından onu görmeyi bekliyorlardı, tabi geçiş yapmaları için ekstra faydalar kazanmaları gerekiyordu. Operatörler içerik firmalarının peşinde koşup anlaşmalar yapmaya çalıştılar ancak bu dünyayı öğrenirken ciddi maddi kayıplarla karşılaştılar. Sonrasında farklı bir yol buldular bu sektörü bilen, bu sektörde yıllardır çalışmalar yapan Medya şirketleri ile anlaşıp içerik işlerini onlara aktarmaya başladılar.
İtalya’nın en büyük IPTV operatörü Fastweb, yine İtalya’daki en öndemli Dijital Platform’lardan SKYItalia ile anlaştı. Fransa’da Orange, Canalsat ile iş birliği yaptı. İngilitere’de BT, Freeview ile ortaklık kurdu.
Sonuç olarak Operatörler yeni bir sektöre balıklama dalma heveslerini bırakıp bu işi bilen tecrübeli ellerden destek almaya başlayınca yavaş yavaş abone sayılarında artışlar görülmeye başladı. Anlaşılan gerçek anlamda bir IPTV patlaması 2010 ve sonrasında yaşanacak.
Ama 2009 yılına girdiğimizde dönüp bakınca aslında IPTV’nin ne beklendiği kadar hızla yaygınlaştığını görüyoruz, ne de bahsedilen uygulamaların kullanıldığını. 2008 sonunda yayınlanan Point Topic Şirketinin araştırmasına göre tüm dünyada 2008 yılı sonunda IPTV abone sayısı 15 Milyon’a ulaşmış. Tüm dünyadaki hane sayısını ve televizyon yaygınlığını düşününce bu kadar abone sayısı çok düşük kalıyor. Zaten 7 Milyon abone 2007 yılından sonra kazanılmış.
Aslında işin doğal gelişimi. Beklentilerin realize olması tabiki uzun yıllar alıyor ancak gelişmenin yavaş olmasının en önemli nedenlerinden biri de IPTV’nin sahiplerinin yani Telekom Operatörlerinin daha önce hiç tecrübelerinin olmadığı bir sektöre, yani Medya sektörüne giriyor olmalarıydı.
IPTV altyapısını oluşturmak başlı başına bir maliyet. Telekom Operatörleri bu sektöre girerken öncelikle IPTV servisi vermek için altyapı kurmanın yeterli olduğunu düşünüyorlardı. Teknik yatırımlar bitince abonelerin koşa koşa IPTV alması en büyük beklentileriydi. Ancak iş servis vermeye gelince Medya dünyasının sert ve virajlı yollarına girdiklerini farkettiler. Yepyeni bir dünya.
İnsanlar abone olmak için mevcut televizyonlarında ne görüyorlarsa en azından onu görmeyi bekliyorlardı, tabi geçiş yapmaları için ekstra faydalar kazanmaları gerekiyordu. Operatörler içerik firmalarının peşinde koşup anlaşmalar yapmaya çalıştılar ancak bu dünyayı öğrenirken ciddi maddi kayıplarla karşılaştılar. Sonrasında farklı bir yol buldular bu sektörü bilen, bu sektörde yıllardır çalışmalar yapan Medya şirketleri ile anlaşıp içerik işlerini onlara aktarmaya başladılar.
İtalya’nın en büyük IPTV operatörü Fastweb, yine İtalya’daki en öndemli Dijital Platform’lardan SKYItalia ile anlaştı. Fransa’da Orange, Canalsat ile iş birliği yaptı. İngilitere’de BT, Freeview ile ortaklık kurdu.
Sonuç olarak Operatörler yeni bir sektöre balıklama dalma heveslerini bırakıp bu işi bilen tecrübeli ellerden destek almaya başlayınca yavaş yavaş abone sayılarında artışlar görülmeye başladı. Anlaşılan gerçek anlamda bir IPTV patlaması 2010 ve sonrasında yaşanacak.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)