20 Ocak 2010 Çarşamba

Evden canlı konser izleme vakti


Web son yıllarda evrim geçirerek görsel bir mecra haline dönüştü. Video içerikleri yoğun olarak paylaşılmaya başladı. Youtube’da dakikada 20 saatlik içerik yükleniyormuş. Bu gelişmeler karşısında canlı içeriğin de Web’e kayması kaçınılmaz.
Öncelikle hangi canlı içeriklerin izleyiciler için önemli olduğuna bakmak lazım. Spor karşılaşmaları ve konserler canlı izlendiğinde izleyicinin daha çok ilgisini çekecektir. Spor karşılaşmalarını ayrı bir yazı konusu yapacağım, bugün burada konserlerden bahsetmek istiyorum.
Son zamanlarda, yurtdışında Internet üzerinden canlı konser yayınına ciddi bir ilgi oluşmaya başladı. Örneğin Youtube, geçtiğimiz haftalarda ilk canlı konser yayınını U2’nun Pasadena Rose’daki konserinin tamamını yayınlayarak yaptı. Konser alanında bulunan 100.000 kişiye ilave olarak Internet üzerinden 10 Milyon kişinin izlediği konser Youtube tarihinin en büyük etkinliği olmuş.
İlk online konser 1996 yılında yapılan Tibete Özgürlük konseriydi ve toplam 30.000 kişi seyretmişti ve MySpace üzerinden yayınlanmıştı. Tabi o zamanlar çok erken bir etkinlik olarak kısıtlı sayıda bir izleyici yakalamıştı. Ancak Youtube örneğinde olduğu gibi artık canlı konser yayını için izleyici beklentisi ve teknolojik gelişmeler uygun koşulları sağlamış durumda.
Ancak bu, tüm konserleri online olarak izleyeceğiz anlamına malesef gelmiyor. Teknoloji ve kullanıcı açısından herşey hazır olmasına rağmen en büyük sıkıntı telif hakları. Konser anlaşmaları online yayını kapsamıyor ve kapsaması istendiğinde organizatörlerin ciddi emek harcaması gerekiyor. Her teknolojik gelişmede olduğu gibi talepler arttıkça telif hakları tarafında da yeni düzenlemeler oluşacaktır.
Önümüzdeki dönemde Youtube, U2 benzeri konserleri online yayınlama planları yaparken, Billboard’da Billboard Live üzerinden Microsoft Silverlight teknolojisi ile canlı konserlere yer verme hazırlığında.
Canlı bir yayını izlemenin en önemli yanlarından biri etkileşimli servislerin kullanımı gibi gözükmekte. Sonuç olarak konser alanında bulunanlar kadar olayın içine girmek online izleyicilerin de hoşuna gidecektir. Örnek olarak konser esnasında online izleyicilerin mesajları dev ekranlarda gösterilebilecek, konserdeki grup ile ilgili hazırlanmış kişisel videolar aralarda yine ekranlardan paylaşılabilecek, hatta canlı oylamalarla online izleyicilerden gelen istek şarkısı çalınabilecek. Tabi en önemlisi online olarak konseri izleyen kişi istediği kamera açısını seçerek kendi rejisini kurgulayabilecek.
Ülkemizde de bu akımın yakın zaman da başlayacağını umut ediyorum. Özellikle konser veya festival sponsorları için daha geniş kitlelere ulaşma fırsatı sağlayacak canlı konser yayını, hem konsere gidemeyenleri sevindirecek, hem de reklam vereni.

Ben uzaylı mıyım?

Birkaç hafta önce belediye otobüsüne binme fırsatım oldu. Ben de trafiğin yoğun olacağını ve yolculuğun uzun süreceğini düşünerek yanıma film izleyebileceğim taşınabilir multimedia cihazımı aldım. Uzun yolculuklarda veya şehiriçi seyahatlerimde genelde müzik dinlemeyi tercih ettiğim halde bu sefer film izlemenin ilginç olabileceğini düşündüm.
Sonuç olarak otobüse bindim, ilk durakta binmenin getirdiği ayrıcalıkla rahat bir yere oturdum ve kulaklığımı takarak filmimi seyretmeye başladım. Müzik dinleyen veya kitap okuyan insanlara gösterilmeyen ilgi ve alaka bana gösterildi ve bir sürü şaşkın bakışın altında film izlemeye devam ettim.
Gençler olmasa da belli yaşın üstü yolculara çok garip gelmişti, hatta yanıma oturan 50 yaşlarında bir “amca” kulağımda kulaklık olduğu halde birşeyler sormaya başladı, tabi filmi durdurup kulaklığı çıkarttım ve sorusunu tekrar aldım. Merakla bunun TV yayını olup olmadığını, midemin bulanıp bulanmadığını sordu. Nazikçe cevaplayıp tekrar filme döndüm.
Sonuç olarak yolun nasıl geçtiğini anlamadan hatta sonuna yaklaştığım için trafiğin açılmaması için dua ederek gideceğim yere vardım. Sanırım otobüsteki birçok kişi için ilginç bir görüntüydü.
Bu anımı paylaşmamın sebebi aslında biz buralarda yeni medya, teknoloji diye yazığ çiziyoruz, iş hayatımızda birçok değişik projeyi hayata geçiriyoruz ama acaba çok dar bir çevreye mi hitap ediyoruz? Mesleğimden dolayı bana NASA’da çalışan bir Astronot gözü ile bakan akrabalar, komşular, otobüste film izleyen birine uzaylı muamelesi yapanlar bu ürettiklerimizi nasıl kullanacak?
Aslında bu kadar karamsar olmamak lazım. Nüfusun genç olması, teknolojiyi farkı amaçlar için kullanıyor olsak da yeniliklere çok hızlı adapte olan bir toplumuz. Başta garip gelen şeyler çok kısa zaman sonra hayatın bir parçası olmaya başlıyor. Hatta o teknolojiyi alıp kendimize adapte ediyoruz.
Bir anıyla başladım başka bir anıyla bitireyim. Geçen sene ofisimizi taşırken klima montajı için gelen usta ne iş yaptığımızı sordu. Elimizden geldiğince anlatmaya çalıştık. Ağzımızdan cepten televizyon izleme lafını alır almaz elindeki telefonu bize gösterdi. İsviçre çakısı gibi bir telefona benzeyen bu alet sahip olduğu onlarca özelliğin yanında dahili bir anten ile normal tv yayınlarını da alabiliyordu. Açtı telefonu bir güzel bize izletti. Sonra dönüp duvarın yanlış yerini delmesine rağmen bu usta aklımızda Mobil TV’si ile kaldı. Hem de 3G’den bir sene önce.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Profesyonel UGC

Bundan 4-5 sene önce UGC yani Kullanıcı tarafından yaratılan içerik furyası başladığında, insanların içerikten anladığı evcil hayvanların, çocuklarının kötü kalitede çekilmiş videoları ve çeşitli kanallardan kaydettikleri görüntülerdi. İlk başlarda ilginç gibi gözükse de bir süre sonra bu kalitesiz içeriklere ilgi azalmaya başladı.
Son zamanlarda ise birçok video paylaşım sitesinde dikkatimi çeken yeni gelişmeler mevcut. En çok izlenen videoları hızlıca tarayınca amatör kişiler tarafından hazırlanmış profesyonel kalitedeki videolara rastlamaya başladım.
Özellikle amatör müzik grupları TV’lerde yayınlanmamış, hatta belki de hiçbir zaman yayınlanmayacak klipleri ciddi emekler harcayarak milyonlarca kişinin izlemesini sağlamış. Birkaç grubun video klipleri şu anda TV’lerde dönenlerden çok daha kaliteli olarak hazırlanmış ve video paylaşım sitelerinde 20 – 30 milyon kişi tarafından izlenmiş.
Bu ne anlama geliyor? Artık insanlar kaliteli içerikleri tercih etmeye başlamışlar. Aslında bu karşılıklı etkileşimle oluyor. Kaliteli içerikler hazırlandıkça bunun keyfini alan izleyiciler daha fazlasını talep ediyor, talep geldikçe daha fazla kaliteli içerik hazırlanıyor. Internet’in video içerik olarak gerçek anlamda alternatif bir mecra olabilmesi için amatörce hazırlanmış, kötü kaliteli, hatta kamera hareketlerinden başımızın döndüğü içeriklere değil, bu tarz özenerek hazırlanmış içeriklere ihtiyacımız var.
Tüm bunlar oturduktan sonra da sıra para kazanmaya gelecek. Emek verilerek, hatta kalite için yatırımlar yapılarak hazırlanan bu içeriklerin devamlılığı, ancak buradan elde edilecek maddi ve manevi kazançlar sayesinde olacaktır.
Video paylaşım siteleri sabrederek kaliteli içerikleri kendilerine çekmeye başladılar, şimdi bu sabırlarının karşılığı olan finansal kazançlara sıra geldi. Burada da sistem oturursa birkaç sene içerisinde geleneksel kanallar ciddi anlamda reyting kaybına uğrarlar.

Last.fm ve sonrası

Geleceğin radyo ve televizyonlarının nasıl olacağını bize en güzel anlatan proje aslında Last.fm projesi. Aslında çoğumuzun elinde kendimize ait müzik CD’lerimiz, MP3’lerimiz varken, hatta Internet üzerinde çevirimiçi çalışan yüzlerce radyo istasyonu varken neden herkes Last.fm sitesinden müzik dinliyor ve neden Last.fm bu kadar popüler oldu?
Gerçi bizde geçtiğimiz hafta Last.fm’e girişler kısıtlandı ama bu geleceğin nasıl şekilleneceği ile ilgili görüşlerimiz engellemeyecek.
Genel Internet’in insanları yalnızlaştırdığı söylenir ancak bu olaya sadece yüzeysel bakan insanların görüşü olarak kalmaya devam edecek. Son zamanlarda Internet’in gelişimini takip edersek aslında insanların eskiden olmadığı kadar paylaşımcı, katılımcı ve hatta sosyal olduğunu görüyoruz. Zaten adı üstünde Sosyal Medya.
Sosyalleşme alışkanlıkları arttıkça ve paylaşımcılığın keyfi alındıkça Last.fm gibi platformlar daha fazla kullanılır hale gelmekte. Yalnız başıma müzik dinlemek yerine dinlediğim müziği arkadaşlarıma duyurmak, tavsiye etmek, hatta kendi yayın akışımı hazırlayıp paylaşmak istemem çok doğal. Bu tip mecralar sayesinde tek düze içerikler yerine daha önce duymadığımız veya farkında olmadığımız yüzlerce şarkıya ulaşabiliyoruz, bu şarkılara başka insanların ne yorum verdiklerini görebiliyoruz.
Tabi bunun film versiyonlarının da çıkması kaçınılmaz. Bugünlerde jinni.com adını duymaya başladık. Daha başlangıç aşamasında olsa da gayet iddialı bir çıkışlarının olduğunu söyleyebiliriz. Hepimiz zamanında istemişizdir, beğendiğimiz bir filmin benzeri filmleri bulup izlemek, arkadaşlarımızın tavsiye ettiklerini bir yere toplamak.
Tabi tüm bunlar öncü dalgalar. Sürekli IPTV geç kalıyor veya beklentilerin dışında kalıyor dememin sebebi bu. Gelecekte, hem de çok yakın gelecekte yalnız başımıza TV seyretmeyeceğiz. Aynen last.fm’de olduğu gibi TV seyrederken bunu arkadaşlarımıza tavsiye edebileceğiz veya kendi yayın akışımızı oluşturup paylaşabileceğiz. Bugünün yoğun sosyal Internet kullanıcılarının mevcut yayıncılık anlayışı ile Televizyon karşısına çekilmesi çok zor.
İşte burada IPTV’nin konumlandırılması çok önemli. Bakalım önümüzdeki yıllarda bu konularda ders alınacak mı?

21 Ağustos 2009 Cuma

Yeni hedef TV!

Son zamanlarda Internet üzerinden içerik satışı veya dağıtımı yapan birçok firmanın TV'ye yönelik ürünlerini duyurduklarını görmeye başladık.

Netflix, Youtube, Amazon gibi şirketler içeriklerinin TV üzerinden izlenmesi için gerekli anlaşmaları ve teknik geliştirmeleri sunmaya başladılar. Özellikle donanım üreticileri ile yapılan anlaşmalar çerçevesinde PS3, XBOX 360, Apple TV gibi çevirim içi cihazlardan bu içeriklere erişilebilmesi ve ek gelirler elde edilmesi planlanıyor.

Son zamanlarda birçok taşınabilir sabit disk üreticisi de yine TV'lere bağlanabilen ve PC'den bağımsız video oynatabilen Multimedia cihazları piyasaya sürmeye başladılar. Görüldüğü gibi Internet TV ve video servislerinin PC'ler üzerinde elde ettiği başarılar, hem içerik sahiplerinin, hem dağıtımcıların, hem de donanım üreticilerinin iştahını kabartmaya başladı.

İçeriklerin TV ortamına taşınması ile bireysel izleme alışkanlıklarının tekrar toplu halde izlemeye yöneleceği ve tüketimin tüm ailebireylerine genişleyeceği varsayımı ile ciddi bir pazar beklentisi içerisinde olan bu firmalar şu ana kadar istedikleri cirolara ulaşabilmiş değiller. Ancak pazarın da ciddi bir ivme ile genişlediği gerçeğini göz ardı etmemiz mümkün değil.

Bir yandan TV üreticileri, Microsoft gibi şirketlerin ortaya attığı DLNA kavramı da geleceğin TV izleme alışkanlıklarının ne olacağını tahmin etmemizi sağlıyor. Bir sonraki yazımda detaylı olarak bahsedeceğim DLNA ile birlikte çevirim içi servisler ve gelişmiş donanımlar sayesinde dijital platformlara veya IPTV'ye ihtiyacımız kalmadan kendi eğlence ortamımızı yaratacağız.

Tabii bunlar işin olumlu tarafı. Asıl cevaplanması gereken soru bu servisler TV izlemek kadar kolay olacak mı? Geleneksel TV izleyicileri bir düğmeye basarak TV'yi açmaya, sadece ses açma/kapama düğmesi ve kanal değiştirme düğmesi kullanarak her şeye ulaşmaya o kadar alıştılar ki gelecek yeni teknolojilerin ekstra bir zorluk getirmemesi gerekiyor. Bu ürünlerin onlara sunacağı servislerin getireceği birçok güzellik kullanımının kolaylığı sayesinde yaygınlaşabilecektir.

Sonuçta tüm bunlara rağmen bundan 10 sene sonra, tek kanallı günleri veya siyah beyaz televizyonları hatırladığımız gibi hatırlayacağız bu günleri.