14 Ocak 2009 Çarşamba

Gazete haberlerine yorum yazmak?

Benim gibi interneti yoğun kullanan ve güncel haberleri internet üzerinden takip eden kitlenin mutlaka başından geçmiştir.

Hafta sonu elime aldığım gazetede okuduğum haberin hemen altına diğer okuyanların ne yorum yazdığını görmek için bakarım ama hemen aklıma kağıda basılmış bu haberlere yorum yazılamayacağı gelir.

Bunu neden anlattım? Aslında farkında değiliz ama artık medyayı takip etme alışkanlıklarımız değişiyor. Haberlerin büyük kısmını internetten anında takip ediyoruz. Sevdiğimiz dizilerin, programların önemli ve ilginç bölümlerini internetten izliyor veya arkadaşlarımızla paylaşıyoruz. Tüm bunları yaparken farkında olmadan da bir alışkanlığa sahip oluyoruz, “yorum yazmak”. İnternette hiçbirşey tek taraflı değil. Herşeyin altında bir yorum bölümü var. Herkes herşey hakkında yorum yazıyor, video izliyor beğendiğini veya beğenmediğini hemen yazıveriyor, bir yazı okuyor hemen kendi görüşlerini yazıyor. Aslında bizler zaten yıllardır bu yorumları kahvelerde, arkadaş toplantılarında, öğle tatillerinde, berberlerde, otobüslerde yıllardır yapıyorduk ama internet sayesinde bunu artık sadece iki üç kişi değil milyonlarla paylaşma şansını ele geçirdik. Belki de bu yorum yazma olayına bu kadar kolay adapte olmamızın sebebi geçmişten gelen bu alışkanlıklarımız diye düşünüyorum.

Peki buna alışan bizler nasıl kuru kuru gazete okuruz veya televizyon seyrederiz? Hele bu yorumlarla büyüyen yeni nesil eline kumandayı aldığında internette yaptıklarını aramayacak mı? Aslında önümüzdeki dönemde etkileşimli televizyonun belki de en kilit uygulaması bu paylaşım uygulamaları olacak.

Bir kanal da bir programı izlerken daha önceden tanımladığım arkadaş grubumdan kimlerin de bu kanalı seyrettiğini kumandanın tek bir tuşuna basarak görebileceğim, aynı MSN veya Facebook’ta görebildiğim gibi. Herhangi bir arkadaşıma izlediğim maç ile ilgili mesaj atabileceğim veya çok beğendiğim bir programı açması için anneme telefon açmak yerine onun ekranında küçük bir pencereyle programı iletebileceğim, isterse bu ekranı seçerek ilgili kanalı açabilecek, seyrettiğim kanaldaki program hakkında herkesin görebileceği şekilde mesajlar yazabileceğim.

Görüldüğü gibi belki kağıda basılmış gazeteyi en azından bugünlük çevirimiçi paylaşıma açmak mümkün olamayacaktır ama televizyonun çok kısa bir süre sonra bu formata geçeceğini düşünmek için kâhin olmaya gerek yok diye düşünüyorum.

7 Ocak 2009 Çarşamba

Taş Plaklara mı dönsek?

Geçen yazımda bahsettiğim izleyici profillerine tekrar döneceğim ancak uzun zamandır kafama takılan bir konuyu paylaşmak istiyorum.


Neden içerik üretenler dijital dünyadan korkuyorlar? Neden internet veya Mobil ile ilgili projelere öcü gibi yaklaşıyorlar?

Bir örnek vermek istiyorum. Şu anda amazon.com benzeri sitelerden kitap, DVD ve Müzik CD’si satın alıp Türkiye’ye getirtebiliyorum. Ancak bu gelen CD ve DVD’lerin kopyalanmasını, çoğaltılmasını ve başka formatlara çevirilmesini engelleyen herhangi bir önlem yok.

iTunes benzeri mecralar üzerinden ise müzik ve film içeriklerini sadece o bölge içerisindeyseniz satın alabiliyorsunuz. Örneğin; İngiltere’de yaşıyorsam sadece o ülkeye açık olan servisleri kullanabiliyorum. Türkiye’den hem bu sitelere erişip içerik alamıyoruz, hem de burada bu içeriklerin alınması için kurulacak platformlar içerik haklarını almakda inanılmaz zorlanıyorlar.

Ancak şu bir gerçek Internet ve Mobil üzerinden dağıtılan içerikler DRM ile korunuyorsa %100 güvenli olmasa bile DVD’den, CD’den yüzlerce kat daha güvenli. İnternet üzerinden satın aldığınız bir müzik parçasını sadece izin verilen cihazlarda kullanabiliyorsunuz, sadece izin verilen süre içerisinde dinleyebiliyorsunuz.

Görüldüğü gibi bir yandan herhangi bir güvencesi olmayan mecralardan her yere satış yapılabiliyor, diğer yandan fazlasıyla sıkı tedbirler alınmış mecralarda her türlü kısıtlama yapılıyor. Ben Amerika’dan aldığım bir CD’yi evimde, iş yerimde, arabamda, MP3 çalarımda dinleme özgürlüğüne sahibim, hatta arkadaşıma verebilirim ve o da istediği kadar dinleyebilir. İnternet üzerinden aldığım içeriği ise sadece izin verilen ülkede dinleyebilirim, başka bir yere kopyalayamam, başkasına veremem.

Benim tüm bu kurgudan çıkardığım sonuç aslında yapımcıların yeni teknolojilerin yaygınlaşmasına sıcak bakmadıkları. Keşke hep Taş Plaklar olsaydı diye düşünenler de vardır. Keşke, o zaman ne bölge kısıtı olurdu, ne kopyalama derdi.

31 Aralık 2008 Çarşamba

Geleneksel misiniz? Yeni nesil mi?

Merhabalar, artık bu yazı dizisinde elimden geldiğince Medya’nın geleceği, teknolojik gelişmeler, teknoloji ve medya ilişkisi, izleyicilerin evrimi ve içeriK konularına değinmeye çalışacağım.


İlk yazımda özellikle izleyici profillerini incelemek istiyorum. Teknolojik gelişmelerin uzun yıllardır farklı bir izleme ve okuma alışkanlığı olan kitleye nüfuz etmesi tabiki çok hızlı olamamaktadır. Bu nedenle günümüz izleyicisini ben iki gruba ayırıyorum. Birinci grup geleneksel izleyici, ikinci grup ise yeni jenerasyon izleyici.

Geleneksel izleyici, akşam eve gelir televizyonu açar, televizyon sürekli açıktır. O sırada başka birşey ile ilgilenilse bile herhangi bir kanal açık durur ve programlar arka arkaya yayınlanır. İlgi çeken bir konu veya program olduğunda bakışlar televizyona kayar. Yemek yerken haberler dinlenir. Akşam televizyon karşısında ayaklar uzatılır ve çay içilerek ulusal kanallardan herhangi birindeki bir dizi çaylar yudumlanarak izlenir, reklam aralarında başka bir kanala geçlerek diğer programlara kısa bir süre göz atılır. Bu izleyicinin televizyondan çok ekstra bir beklentisi yoktur. Haberleri kaçırmasın, beğendiği dizileri ve yarışma programlarını takip etsin ve tuttuğu takımın maçlarını sorunsuz izlesin. Göreceli olarak anne ve babalarından daha şanslılar en azından tek kanala bağlı değiller ve istedikleri kanalı seçme haklarına sahipler.

Gelelim yeni nesil izleyiciye, Yaş profillerine bakınca açıkçası 10’lu yaşlardan başlayarak 30’lu yaşlara kadar genişleyen bir yaş aralığına sahipler. Bazı teknolojiyi önden takip etmeyi seven kitleyide eklersek 35 yaşına kadar yükselebiliriz. Ancak radikal anlamda televizyon izleme alışkanlığını değiştirebilen kitle 15 – 25 yaş arası diyebiliriz. Peki bu grup nasıl davranıyor? Sevdiği klipleri, komik videoları Youtube, Facebook benzeri siteler üzerinden takip ediyor. Üç saat boyunca bir dizi izlemek yerine dizilerin önemli veya komik anlarını takip etmeyi seviyorlar. En önemlisi artık herşeye yorum yapmaya, arkadaşları ile paylaşmaya alıştılar. Yani bir klip izliyorlarsa hemen altına yorum yazmaya başlıyorlar, izledikleri video’nun linkini arkadaşlarına gönderiyorlar veya Facebook gibi sosyal ağlarda yayınlıyorlar. Bu o kadar kanıksandı ki artık gazete okurken haberin altındaki yorumları bulmaya çalışıyoruz Internet’te olduğu gibi.

Medya şirketlerinin bu yeni kitleye nasıl dokunmaları gerektiğine sonraki yazılarımda değineceğim ama özet olarak farklı bir kitle büyüyor ve yakında bu kitle aile olacak, işe başlayacak, para kazanacak ve kumandanın hakimi olacak. Hazırlıklı olmayan ve bu kitleyi dikkate almayanın işi zor.

23 Aralık 2008 Salı

Online Video İzleme Alışkanlıkları


Nielsen Online yayınladığı son araştırmada ilginç bir sonuç elde etti. Internet üzerinden video izleme oranlarına bakılınca, bu izlemelerin %65'i hafta içi saat 9:00 - 17:00 arasında gerçekleşiyor.
Yani anlaşılacağı gibi Internet'te "Prime Time" hafta içi mesai saatlerine denk düşüyor.
Çalışanların günde ortalama 8 saatini bilgisayar başında geçirdiklerini düşünürsek bu oran hiç şaşırtıcı değil.

Diğer bir sonuç ise ençok video izlenen mecraların listesi.

YouTube 5,077,720 82,553
Fox Interactive Media 244,216 18,481
Hulu 206,068 9,069
MSN/Windows Live 183,858 13,394
Nickelodeon Kids and
Family Network 181,084 6,565
NBC Universal 175,183 9,649
Yahoo! 169,331 18,826
ESPN 134,337 7,775
CNN Digital Network 133,643 8,263
MTV Networks Music 99,787 4,417
Source: Nielsen Online, VideoCensus

Youtube hala açık ara önde gidiyor.

21 Aralık 2008 Pazar

Facebook ve yalanlar


Bugün son günlerde yaygınlaşan ve kayıt olanları görünce gözlerime inanamadığım bir Facebook yalanından bahsedeceğim.
Facebook kullananlar son zamanlarda yeni türeyen gruplarla mutlaka karşılaşmıştır. Eposta üzerinde yıllardır karşılaştığımız "10 kişiye gönder dileklerin gerçekleşsin" gibi eposta'ların bir benzeri Facebook'ta da malesef milyonları kandırmayı başardı.

Aslında daha önce yazmak istedim ama açıkçası bu grupları çok ciddiye almadım. Ama hem son zamanlarda arkadaşlarımın da bu grupları yoğun olarak katılması, hem de bu grupların milyonlarca üyelerinin olması üzerine yazmaya karar verdim.

Öncelikle bu grupların son üye adetlerini paylaşmak istiyorum:

-"FACEBOOK'ta İsminizi Kimler Aratmış" Toplam 70.198 kişi
-"Facebook'ta Profilinize Şimdiye Kadar Kim Bakmış Öğrenmek İstermisiniz ?" Toplam 240.514 kişi.
-"FACEBOOK'TA SİZİ KİMLER SİLMİŞ?" Toplam 187.678 kişi.
-"facebook ta şimdiye kadar kim sizin resminizi çalmıs bilmek istermisiniz!!!" Toplam 622.750 kişi.
-"facebook ta şimdiye kadar kim sizin isminizi tıklamış öğrenmek istermisiniz" Toplam 1.013.605 kişi.

Evet sonuç olarak Facebook mahremiyet içeren herhangi bir kişisel bilgiyi uygulama geliştirenlerle paylaşmamaktadır, zaten yasal olarak da paylaşamamaktadır. Bu nedenle bu ve benzeri gruplar sadece üye toplamaya çalışmaktadır. Peki neden üye topluyorlar? Bunu anlamak için dahi olmaya gerek yok. Grubun sayfasına girip bakınca herşey anlaşılıyor. Bir tanesinin haberler bölümünde onlarca sitenin tanıtımı bulunmaktadır. Amaç sitelerine trafik çekmek.

Facebook üzerinde şu anda kim sizin profilinize bakmış, kim isminize tıklamış, kim sizi aramış vs.. gibi soruların cevaplarını almanız mümkün değildir. Bunu yaptığını iddia eden tüm uygulamalar ve gruplar da tamamen palavradır.