Bundan 4-5 sene önce UGC yani Kullanıcı tarafından yaratılan içerik furyası başladığında, insanların içerikten anladığı evcil hayvanların, çocuklarının kötü kalitede çekilmiş videoları ve çeşitli kanallardan kaydettikleri görüntülerdi. İlk başlarda ilginç gibi gözükse de bir süre sonra bu kalitesiz içeriklere ilgi azalmaya başladı.
Son zamanlarda ise birçok video paylaşım sitesinde dikkatimi çeken yeni gelişmeler mevcut. En çok izlenen videoları hızlıca tarayınca amatör kişiler tarafından hazırlanmış profesyonel kalitedeki videolara rastlamaya başladım.
Özellikle amatör müzik grupları TV’lerde yayınlanmamış, hatta belki de hiçbir zaman yayınlanmayacak klipleri ciddi emekler harcayarak milyonlarca kişinin izlemesini sağlamış. Birkaç grubun video klipleri şu anda TV’lerde dönenlerden çok daha kaliteli olarak hazırlanmış ve video paylaşım sitelerinde 20 – 30 milyon kişi tarafından izlenmiş.
Bu ne anlama geliyor? Artık insanlar kaliteli içerikleri tercih etmeye başlamışlar. Aslında bu karşılıklı etkileşimle oluyor. Kaliteli içerikler hazırlandıkça bunun keyfini alan izleyiciler daha fazlasını talep ediyor, talep geldikçe daha fazla kaliteli içerik hazırlanıyor. Internet’in video içerik olarak gerçek anlamda alternatif bir mecra olabilmesi için amatörce hazırlanmış, kötü kaliteli, hatta kamera hareketlerinden başımızın döndüğü içeriklere değil, bu tarz özenerek hazırlanmış içeriklere ihtiyacımız var.
Tüm bunlar oturduktan sonra da sıra para kazanmaya gelecek. Emek verilerek, hatta kalite için yatırımlar yapılarak hazırlanan bu içeriklerin devamlılığı, ancak buradan elde edilecek maddi ve manevi kazançlar sayesinde olacaktır.
Video paylaşım siteleri sabrederek kaliteli içerikleri kendilerine çekmeye başladılar, şimdi bu sabırlarının karşılığı olan finansal kazançlara sıra geldi. Burada da sistem oturursa birkaç sene içerisinde geleneksel kanallar ciddi anlamda reyting kaybına uğrarlar.
26 Ekim 2009 Pazartesi
Last.fm ve sonrası
Geleceğin radyo ve televizyonlarının nasıl olacağını bize en güzel anlatan proje aslında Last.fm projesi. Aslında çoğumuzun elinde kendimize ait müzik CD’lerimiz, MP3’lerimiz varken, hatta Internet üzerinde çevirimiçi çalışan yüzlerce radyo istasyonu varken neden herkes Last.fm sitesinden müzik dinliyor ve neden Last.fm bu kadar popüler oldu?
Gerçi bizde geçtiğimiz hafta Last.fm’e girişler kısıtlandı ama bu geleceğin nasıl şekilleneceği ile ilgili görüşlerimiz engellemeyecek.
Genel Internet’in insanları yalnızlaştırdığı söylenir ancak bu olaya sadece yüzeysel bakan insanların görüşü olarak kalmaya devam edecek. Son zamanlarda Internet’in gelişimini takip edersek aslında insanların eskiden olmadığı kadar paylaşımcı, katılımcı ve hatta sosyal olduğunu görüyoruz. Zaten adı üstünde Sosyal Medya.
Sosyalleşme alışkanlıkları arttıkça ve paylaşımcılığın keyfi alındıkça Last.fm gibi platformlar daha fazla kullanılır hale gelmekte. Yalnız başıma müzik dinlemek yerine dinlediğim müziği arkadaşlarıma duyurmak, tavsiye etmek, hatta kendi yayın akışımı hazırlayıp paylaşmak istemem çok doğal. Bu tip mecralar sayesinde tek düze içerikler yerine daha önce duymadığımız veya farkında olmadığımız yüzlerce şarkıya ulaşabiliyoruz, bu şarkılara başka insanların ne yorum verdiklerini görebiliyoruz.
Tabi bunun film versiyonlarının da çıkması kaçınılmaz. Bugünlerde jinni.com adını duymaya başladık. Daha başlangıç aşamasında olsa da gayet iddialı bir çıkışlarının olduğunu söyleyebiliriz. Hepimiz zamanında istemişizdir, beğendiğimiz bir filmin benzeri filmleri bulup izlemek, arkadaşlarımızın tavsiye ettiklerini bir yere toplamak.
Tabi tüm bunlar öncü dalgalar. Sürekli IPTV geç kalıyor veya beklentilerin dışında kalıyor dememin sebebi bu. Gelecekte, hem de çok yakın gelecekte yalnız başımıza TV seyretmeyeceğiz. Aynen last.fm’de olduğu gibi TV seyrederken bunu arkadaşlarımıza tavsiye edebileceğiz veya kendi yayın akışımızı oluşturup paylaşabileceğiz. Bugünün yoğun sosyal Internet kullanıcılarının mevcut yayıncılık anlayışı ile Televizyon karşısına çekilmesi çok zor.
İşte burada IPTV’nin konumlandırılması çok önemli. Bakalım önümüzdeki yıllarda bu konularda ders alınacak mı?
Gerçi bizde geçtiğimiz hafta Last.fm’e girişler kısıtlandı ama bu geleceğin nasıl şekilleneceği ile ilgili görüşlerimiz engellemeyecek.
Genel Internet’in insanları yalnızlaştırdığı söylenir ancak bu olaya sadece yüzeysel bakan insanların görüşü olarak kalmaya devam edecek. Son zamanlarda Internet’in gelişimini takip edersek aslında insanların eskiden olmadığı kadar paylaşımcı, katılımcı ve hatta sosyal olduğunu görüyoruz. Zaten adı üstünde Sosyal Medya.
Sosyalleşme alışkanlıkları arttıkça ve paylaşımcılığın keyfi alındıkça Last.fm gibi platformlar daha fazla kullanılır hale gelmekte. Yalnız başıma müzik dinlemek yerine dinlediğim müziği arkadaşlarıma duyurmak, tavsiye etmek, hatta kendi yayın akışımı hazırlayıp paylaşmak istemem çok doğal. Bu tip mecralar sayesinde tek düze içerikler yerine daha önce duymadığımız veya farkında olmadığımız yüzlerce şarkıya ulaşabiliyoruz, bu şarkılara başka insanların ne yorum verdiklerini görebiliyoruz.
Tabi bunun film versiyonlarının da çıkması kaçınılmaz. Bugünlerde jinni.com adını duymaya başladık. Daha başlangıç aşamasında olsa da gayet iddialı bir çıkışlarının olduğunu söyleyebiliriz. Hepimiz zamanında istemişizdir, beğendiğimiz bir filmin benzeri filmleri bulup izlemek, arkadaşlarımızın tavsiye ettiklerini bir yere toplamak.
Tabi tüm bunlar öncü dalgalar. Sürekli IPTV geç kalıyor veya beklentilerin dışında kalıyor dememin sebebi bu. Gelecekte, hem de çok yakın gelecekte yalnız başımıza TV seyretmeyeceğiz. Aynen last.fm’de olduğu gibi TV seyrederken bunu arkadaşlarımıza tavsiye edebileceğiz veya kendi yayın akışımızı oluşturup paylaşabileceğiz. Bugünün yoğun sosyal Internet kullanıcılarının mevcut yayıncılık anlayışı ile Televizyon karşısına çekilmesi çok zor.
İşte burada IPTV’nin konumlandırılması çok önemli. Bakalım önümüzdeki yıllarda bu konularda ders alınacak mı?
21 Ağustos 2009 Cuma
Yeni hedef TV!
Son zamanlarda Internet üzerinden içerik satışı veya dağıtımı yapan birçok firmanın TV'ye yönelik ürünlerini duyurduklarını görmeye başladık.
Netflix, Youtube, Amazon gibi şirketler içeriklerinin TV üzerinden izlenmesi için gerekli anlaşmaları ve teknik geliştirmeleri sunmaya başladılar. Özellikle donanım üreticileri ile yapılan anlaşmalar çerçevesinde PS3, XBOX 360, Apple TV gibi çevirim içi cihazlardan bu içeriklere erişilebilmesi ve ek gelirler elde edilmesi planlanıyor.
Son zamanlarda birçok taşınabilir sabit disk üreticisi de yine TV'lere bağlanabilen ve PC'den bağımsız video oynatabilen Multimedia cihazları piyasaya sürmeye başladılar. Görüldüğü gibi Internet TV ve video servislerinin PC'ler üzerinde elde ettiği başarılar, hem içerik sahiplerinin, hem dağıtımcıların, hem de donanım üreticilerinin iştahını kabartmaya başladı.
İçeriklerin TV ortamına taşınması ile bireysel izleme alışkanlıklarının tekrar toplu halde izlemeye yöneleceği ve tüketimin tüm ailebireylerine genişleyeceği varsayımı ile ciddi bir pazar beklentisi içerisinde olan bu firmalar şu ana kadar istedikleri cirolara ulaşabilmiş değiller. Ancak pazarın da ciddi bir ivme ile genişlediği gerçeğini göz ardı etmemiz mümkün değil.
Bir yandan TV üreticileri, Microsoft gibi şirketlerin ortaya attığı DLNA kavramı da geleceğin TV izleme alışkanlıklarının ne olacağını tahmin etmemizi sağlıyor. Bir sonraki yazımda detaylı olarak bahsedeceğim DLNA ile birlikte çevirim içi servisler ve gelişmiş donanımlar sayesinde dijital platformlara veya IPTV'ye ihtiyacımız kalmadan kendi eğlence ortamımızı yaratacağız.
Tabii bunlar işin olumlu tarafı. Asıl cevaplanması gereken soru bu servisler TV izlemek kadar kolay olacak mı? Geleneksel TV izleyicileri bir düğmeye basarak TV'yi açmaya, sadece ses açma/kapama düğmesi ve kanal değiştirme düğmesi kullanarak her şeye ulaşmaya o kadar alıştılar ki gelecek yeni teknolojilerin ekstra bir zorluk getirmemesi gerekiyor. Bu ürünlerin onlara sunacağı servislerin getireceği birçok güzellik kullanımının kolaylığı sayesinde yaygınlaşabilecektir.
Sonuçta tüm bunlara rağmen bundan 10 sene sonra, tek kanallı günleri veya siyah beyaz televizyonları hatırladığımız gibi hatırlayacağız bu günleri.
Netflix, Youtube, Amazon gibi şirketler içeriklerinin TV üzerinden izlenmesi için gerekli anlaşmaları ve teknik geliştirmeleri sunmaya başladılar. Özellikle donanım üreticileri ile yapılan anlaşmalar çerçevesinde PS3, XBOX 360, Apple TV gibi çevirim içi cihazlardan bu içeriklere erişilebilmesi ve ek gelirler elde edilmesi planlanıyor.
Son zamanlarda birçok taşınabilir sabit disk üreticisi de yine TV'lere bağlanabilen ve PC'den bağımsız video oynatabilen Multimedia cihazları piyasaya sürmeye başladılar. Görüldüğü gibi Internet TV ve video servislerinin PC'ler üzerinde elde ettiği başarılar, hem içerik sahiplerinin, hem dağıtımcıların, hem de donanım üreticilerinin iştahını kabartmaya başladı.
İçeriklerin TV ortamına taşınması ile bireysel izleme alışkanlıklarının tekrar toplu halde izlemeye yöneleceği ve tüketimin tüm ailebireylerine genişleyeceği varsayımı ile ciddi bir pazar beklentisi içerisinde olan bu firmalar şu ana kadar istedikleri cirolara ulaşabilmiş değiller. Ancak pazarın da ciddi bir ivme ile genişlediği gerçeğini göz ardı etmemiz mümkün değil.
Bir yandan TV üreticileri, Microsoft gibi şirketlerin ortaya attığı DLNA kavramı da geleceğin TV izleme alışkanlıklarının ne olacağını tahmin etmemizi sağlıyor. Bir sonraki yazımda detaylı olarak bahsedeceğim DLNA ile birlikte çevirim içi servisler ve gelişmiş donanımlar sayesinde dijital platformlara veya IPTV'ye ihtiyacımız kalmadan kendi eğlence ortamımızı yaratacağız.
Tabii bunlar işin olumlu tarafı. Asıl cevaplanması gereken soru bu servisler TV izlemek kadar kolay olacak mı? Geleneksel TV izleyicileri bir düğmeye basarak TV'yi açmaya, sadece ses açma/kapama düğmesi ve kanal değiştirme düğmesi kullanarak her şeye ulaşmaya o kadar alıştılar ki gelecek yeni teknolojilerin ekstra bir zorluk getirmemesi gerekiyor. Bu ürünlerin onlara sunacağı servislerin getireceği birçok güzellik kullanımının kolaylığı sayesinde yaygınlaşabilecektir.
Sonuçta tüm bunlara rağmen bundan 10 sene sonra, tek kanallı günleri veya siyah beyaz televizyonları hatırladığımız gibi hatırlayacağız bu günleri.
14 Ağustos 2009 Cuma
Teknoloji kullandığımız kadar gelişmiştir
Çok çelişkili bir ülkede yaşıyoruz. Dünya istatistiklerine bakınca birçok gelişmiş ülkeden daha yüksek oranda teknoloji kullanıyor gözüküyoruz.
Sadece rakamlara bakıp karar verilirse dünyanın en çalışkan, en teknolojik, en gelişmiş ülkelerinden biri gibi algılanmamız şaşırtıcı olmaz.
MSN kullanım oranlarında dünya üçüncüsüyüz, Facebook kullanımında dünya dördüncüsüyüz, cep telefonu kullanımında ilk ondayız, Friendfeed'i Twitter'dan daha çok seviyoruz.
SMS kullanım rakamlarımız dünya ortalamasının üzerinde, Blogger.com kullanımında dünya sıralamasında ilk 10 içerisindeyiz.
Peki bu rakamlar ne ifade ediyor? Evet Türkiye'de çok yoğun Internet ve cep telefonu kullanıyoruz. Nüfusumuz genç ve yeni teknolojilere hemen adapte oluyoruz. Ancak teknolojiyi kullanma amacımız çok belirgin ve bize gösterileni değil istediğimizi seçip kullanıyoruz.
Türk halkı sohbet etmeyi, paylaşmayı, yeni insanlar tanımayı çok seviyor. Zaten kahve kültürü, kadınların düzenlediği günler hep bunun sonucu. Tabi teknoloji elimize geçince bu alışkanlıkları hemen yeni mecralara taşıyoruz. Friendfeed bunun çok güzel bir örneği. Twitter dünyada ortalığı kasıp kavururken bizde Friendfeed daha çok kullanılıyor çünkü Twitter daha monolog gibi gözükürken Friendfeed geçmişin IRC ortamını aratmayacak şekilde sohbet ve paylaşım dolu.
Beki neden bütün bunlardan bahsettim? Çünkü yıllardır konuşulan IPTV çalışmaları devam ediyor ve sürekli yurtdışı örnekler ve kullanım alışkanlıkları inceleniyor. Ancak diğer örneklerde olduğu gibi bir kurgu ile IPTV servisleri TV izleyicisine sunulursa ölü doğan bir servis olmaktan öteye gidemez.
Böyle bir ürünü konumlandırmak için Türkiye gerçeğini bilmek gerekiyor. Şu anda Dijital alıcılı hane sayısı 10 milyon civarındayken kalkıp bu evlere IPTV sokmak için iyi film, güzel kanallar, kullanım oranı düşük etkileşimli servislerden çok daha fazlasını vermek gerekiyor.
Verilmesi gereken servislerin ne olduğu sanırım yazımın ilk bölümünden çok net anlaşılıyor diye düşünüyorum. IPTV'yi TV izlemekten daha fazlası TV seyrederken paylaşmak ve sohbet etmek havasına sokarsak bu hizmet başarılı olur. Ben izlediğim bir programı izleyen başkalarını görebilsem, onlara mesaj atabilsem, programlara bir kumanda tuşu ile "like" yani beğeni ekleyebilsem, aynı zevklere sahip izleyicilerle gruplar oluşturabilsek, izlediğim bir programı sevdiklerime gönderebilsem, onların ekranında "Mete size bu programı tavsiye ediyor izlemek için OK tuşuna basınız" yazsa. Çok şey mi istiyorum?
Sadece rakamlara bakıp karar verilirse dünyanın en çalışkan, en teknolojik, en gelişmiş ülkelerinden biri gibi algılanmamız şaşırtıcı olmaz.
MSN kullanım oranlarında dünya üçüncüsüyüz, Facebook kullanımında dünya dördüncüsüyüz, cep telefonu kullanımında ilk ondayız, Friendfeed'i Twitter'dan daha çok seviyoruz.
SMS kullanım rakamlarımız dünya ortalamasının üzerinde, Blogger.com kullanımında dünya sıralamasında ilk 10 içerisindeyiz.
Peki bu rakamlar ne ifade ediyor? Evet Türkiye'de çok yoğun Internet ve cep telefonu kullanıyoruz. Nüfusumuz genç ve yeni teknolojilere hemen adapte oluyoruz. Ancak teknolojiyi kullanma amacımız çok belirgin ve bize gösterileni değil istediğimizi seçip kullanıyoruz.
Türk halkı sohbet etmeyi, paylaşmayı, yeni insanlar tanımayı çok seviyor. Zaten kahve kültürü, kadınların düzenlediği günler hep bunun sonucu. Tabi teknoloji elimize geçince bu alışkanlıkları hemen yeni mecralara taşıyoruz. Friendfeed bunun çok güzel bir örneği. Twitter dünyada ortalığı kasıp kavururken bizde Friendfeed daha çok kullanılıyor çünkü Twitter daha monolog gibi gözükürken Friendfeed geçmişin IRC ortamını aratmayacak şekilde sohbet ve paylaşım dolu.
Beki neden bütün bunlardan bahsettim? Çünkü yıllardır konuşulan IPTV çalışmaları devam ediyor ve sürekli yurtdışı örnekler ve kullanım alışkanlıkları inceleniyor. Ancak diğer örneklerde olduğu gibi bir kurgu ile IPTV servisleri TV izleyicisine sunulursa ölü doğan bir servis olmaktan öteye gidemez.
Böyle bir ürünü konumlandırmak için Türkiye gerçeğini bilmek gerekiyor. Şu anda Dijital alıcılı hane sayısı 10 milyon civarındayken kalkıp bu evlere IPTV sokmak için iyi film, güzel kanallar, kullanım oranı düşük etkileşimli servislerden çok daha fazlasını vermek gerekiyor.
Verilmesi gereken servislerin ne olduğu sanırım yazımın ilk bölümünden çok net anlaşılıyor diye düşünüyorum. IPTV'yi TV izlemekten daha fazlası TV seyrederken paylaşmak ve sohbet etmek havasına sokarsak bu hizmet başarılı olur. Ben izlediğim bir programı izleyen başkalarını görebilsem, onlara mesaj atabilsem, programlara bir kumanda tuşu ile "like" yani beğeni ekleyebilsem, aynı zevklere sahip izleyicilerle gruplar oluşturabilsek, izlediğim bir programı sevdiklerime gönderebilsem, onların ekranında "Mete size bu programı tavsiye ediyor izlemek için OK tuşuna basınız" yazsa. Çok şey mi istiyorum?
5 Ağustos 2009 Çarşamba
Yaşasın 3G geldi evlilikler kurtuldu
Aslında 3G yazısı yazmayacaktım ama son bir haftadır yapılan haberleri, köşe yazılarını ve programları görünce dayanamadım. Evet, 3G geldi, merak edenler hemen geçiş yaptı, bazı sorunlar yaşayandı, aksaklıklar zamanla giderildi veya giderilmeye devam edecek.
Bu arada 3G’ye geçenler neden geçtiklerini anlamadılar, değişen sadece Operatör logosunun altında beliren 3G logosu oldu. Buraya kadar sorun yok, zaten teknolojinin ihtiyaç halini alması, yeni servislerin çıkması zaman alacak. SMS ilk çıktığında insanlar birbirleri ile konuşmak yerine mesaj atmaya garip bakmıştı, anlam verememişti. Zaten SMS de ilk olarak duyma engelli vatandaşlara kolaylık olsun diye lanse edilmişti. Şu anda SMS’in ne işe yaradığını sorgulayan yok sanırım. 3G için de aynı süreç yaşanacak, biz cep telefonlarımızı masanın üstüne koymanın görgüsüzlük olarak bakıldığı bir kuşak olarak bunlara alışığız.
Peki, asıl sorun nerede? Yeni bir teknoloji gelmiş, bu teknolojinin günlük yaşamımızı etkileyecek birçok özelliği var. Hızlı Internet ve bunun yanında her zaman erişilir olmak. Ama bir haftadır herkes 3G’nin en az kullanılacak özelliği üzerine yüzlerce yazı yazıp, haber geçti. Dünya 3G servisleri içerisinde de en az kullanılan özellik olan “Görüntülü Konuşma” fonksiyonunun bu kadar konuşulmasının arkasında yatan ise aslında toplumsal psikolojimizi ortaya koyuyor.
Herkesin aklına ilk gelen çapkın erkeklerin bundan sonra daha dikkatli olması gerektiği gibi konular oldu. Yani bu mudur? 3G’nin hayatımıza katacağı tek şey erkeklerin daha az çapkınlık yapması veya daha kolay yakalanacak olması mıdır?
Demek ki 3G geldi Türk aile yapısı kurtuldu…
Bu arada 3G’ye geçenler neden geçtiklerini anlamadılar, değişen sadece Operatör logosunun altında beliren 3G logosu oldu. Buraya kadar sorun yok, zaten teknolojinin ihtiyaç halini alması, yeni servislerin çıkması zaman alacak. SMS ilk çıktığında insanlar birbirleri ile konuşmak yerine mesaj atmaya garip bakmıştı, anlam verememişti. Zaten SMS de ilk olarak duyma engelli vatandaşlara kolaylık olsun diye lanse edilmişti. Şu anda SMS’in ne işe yaradığını sorgulayan yok sanırım. 3G için de aynı süreç yaşanacak, biz cep telefonlarımızı masanın üstüne koymanın görgüsüzlük olarak bakıldığı bir kuşak olarak bunlara alışığız.
Peki, asıl sorun nerede? Yeni bir teknoloji gelmiş, bu teknolojinin günlük yaşamımızı etkileyecek birçok özelliği var. Hızlı Internet ve bunun yanında her zaman erişilir olmak. Ama bir haftadır herkes 3G’nin en az kullanılacak özelliği üzerine yüzlerce yazı yazıp, haber geçti. Dünya 3G servisleri içerisinde de en az kullanılan özellik olan “Görüntülü Konuşma” fonksiyonunun bu kadar konuşulmasının arkasında yatan ise aslında toplumsal psikolojimizi ortaya koyuyor.
Herkesin aklına ilk gelen çapkın erkeklerin bundan sonra daha dikkatli olması gerektiği gibi konular oldu. Yani bu mudur? 3G’nin hayatımıza katacağı tek şey erkeklerin daha az çapkınlık yapması veya daha kolay yakalanacak olması mıdır?
Demek ki 3G geldi Türk aile yapısı kurtuldu…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)